Dünya edebiyatının en önemli isimlerinden biriydi: Gizem sonunda çözüldü mü? ‘Mektuplar açık bir mesaj veriyor’
Derleyen: İSMAİL SARI / [email protected] | Fotoğraflar: iStockOluşturulma Tarihi: Şubat 15, 2026 11:57İngiltere’de sıradan görünen bir taş ev, dünya edebiyatının en büyük isimlerinden birinin son nefesine tanıklık etti. Bu ev, yalnızca bir yazarın ölümünü değil, hâlâ çözülememiş karanlık bir gizemi de saklıyor. Jane Austen’ın son günlerinde yaşadıkları, mektupları ve romanları bugün yeniden mercek altında. Peki, 41 yaşında hayata veda eden yazarın ardında bıraktığı bu sır neydi? Cevaplar, yıllar sonra ortaya çıkan şaşırtıcı ipuçlarında gizli…İngiltere’nin Hampshire bölgesinde, Winchester Koleji kampüsünün hemen yanı başındaki 8 numaralı College Street, dışarıdan bakıldığında sıradan bir taş bina gibi görünebilir.
Ancak bu ev, dünya edebiyatının en önemli yazarlarından birinin son günlerini geçirdiği yer olması bakımından tarihsel bir anlam taşıyor. Evde, kapının üzerinde Jane Austen’ın son günlerini bu mekânda geçirdiği ve burada 18 Temmuz 1817’de öldüğü yazılı bir levha yer alıyor.GİZEMLİ VE KARANLIK BİR DÖNEM Ancak bu evin anlamı, Austen’ın hayranları için çok daha derin. Çünkü bu mekân, yazarın kısa ama oldukça etkili hayatının en gizemli ve karanlık dönemine ev sahipliği yapıyor. Hastalığının ne olduğu ve ölümüne neyin sebep olduğu hâlâ netleşmiş değil.
Şimdi, bu gizemi çözmeye çalışan akademisyenler, yazarın son dönemine dair ipuçlarını, yazdığı romanlar ve mektuplar üzerinden keşfetmeye çalışıyor.
Peki, şu ana kadar nasıl bir yol alındı? Dünya edebiyatının en güçlü yazarlarından biri olan Jane Austen neden ve nasıl öldü?
Jane Austen, dünya edebiyatının en tanınmış ve en etkili yazarları arasında yer alıyor. Yaşadığı dönemin sosyal yapısını incelikli gözlemlerle aktaran Austen, güçlü karakterleri ve zarif mizahıyla kaleme aldığı romanlarıyla edebiyat tarihinde kalıcı bir iz bıraktı.
Eserlerinde insan zaaflarını esprili bir dille ele alan yazarın romanlarının merkezinde kadın karakterler yer aldı ve hikâyeleri çoğunlukla mutlu evliliklerle son buldu. İlk romanı Sağduyu ve Duyarlılık 1811’de yayımlandı; bunu Gurur ve Önyargı (1813), Mansfield Parkı (1814) ve Emma (1816) izledi. Northanger Manastırı ve İkna ise yazarın ölümünden sonra, 1818 yılında okurla buluştu.
SON GÜNLERİNE YOLCULUKJane Austen ve kız kardeşi Cassandra, Austen’ın hastalığının şiddetlendiği dönemde, 1817’nin başlarından itibaren Winchester’daki 8 College Street’te sekiz hafta süresince yaşadılar. Austen, o dönemde teşhis konulamayan bir hastalık nedeniyle tedavi görmekteydi.Gözlemlenen semptomlar arasında sık sık yorgunluk, eklem ağrıları, ateş, deri döküntüleri ve diğer birçok sağlık problemi yer alıyordu. Ancak ölümünden önceki süreçte sağlığı birkaç kez iyileşme belirtisi gösterse de yazar 41 yaşında hayatını kaybetti.
Jane Austen’ın romanları, sinema ve televizyona da uyarlandı. Yazarın eserleri arasında özellikle üçü, beyazperdede en başarılı yapımlar olarak öne çıktı: Aşk ve Gurur (1995), Emma ve İkna (her ikisi de 1996’da gösterime girdi). Gurur ve Önyargı, 1995 yılında yayımlanan televizyon dizisiyle büyük bir izleyici kitlesine ulaştı ve kült yapımlar arasına girdi.
Aşk ve Gurur (Pride and Prejudice) romanı, 2013 yılında yayımlanışının 200. yılı dolayısıyla özel etkinliklerle anıldı. Eser, ortalama her on yılda bir sinema filmi, televizyon filmi ya da dizi olarak yeniden uyarlanarak popülerliğini kuşaklar boyunca sürdürdü.
HAYATINA IŞIK TUTAN MEKTUPLAR VE ROMANLARAusten’ın son dönemini anlamak için uzmanlar, özellikle onun yazılı materyallerine başvuruyorlar. Yazarın yazışmalarında, zaman zaman sağlığındaki değişimleri ve hastalığının belirtilerini görmemiz mümkün. Örneğin, Austen’ın 1816 yılının sonlarına doğru yazdığı mektuplarda sıklıkla şikâyet ettiği ağrılar ve yorgunluk öne çıkıyor.
Ünlü yazar, özellikle sırt ve diz ağrılarından, yorgunluk nöbetlerinden ve bazen yüzünde görülen renk değişimlerinden bahsediyordu. Ayrıca, ateş ve deri döküntülerinin de semptomlar arasında yer aldığını belirtiyordu.
Addison hastalığı, böbrek üstü bezlerinin yeterli hormon üretmemesi sonucu gelişen nadir bir hastalık. Ancak bu teori, yazarın mektuplarındaki semptomlarla tam olarak örtüşmüyor. Özellikle cilt döküntülerinin zaman zaman geçici olması, bu teorinin güçsüz kalmasına yol açtı.